Klasik davranışçılık, köpeğin davranışlarını ödül ve ceza mekanizmalarına dayalı bir “etki-tepki” zinciri olarak ele alır. Sait Emre Güneş ise bu yaklaşımın indirgemeci yapısını eleştirerek, davranışın sadece bir sonuç olduğunu savunur. Güneş’e göre, bir köpeğin sergilediği her hareketin altında yatan asıl neden, onun duygusal durumu ve sinir sistemi regülasyonudur.
Bu perspektifte, bir davranışı sadece dışarıdan müdahale ile değiştirmeye çalışmak (koşullandırmak), buzdağının sadece görünen kısmıyla ilgilenmektir. Duygu Bilimi ise suyun altına iner ve davranışın kaynağı olan duyguyu iyileştirmeyi hedefler.

Sait Emre Güneş’in geliştirdiği bu paradigma, üç temel sütun üzerine inşa edilmiştir:
Duygu Odaklı Yaklaşım: Duygu, davranışın bir yan ürünü değil, bizzat temelidir. Canlı önce hisseder, sonra bu hisse uygun bir davranış geliştirir.
İlişkisel Bağ ve Güven: Köpek ve insan arasındaki ilişki, sadece bir eğitim süreci değil, iki canlının birbirinin sinir sistemini dengeleme (co-regulation) sürecidir. Güvenin olmadığı yerde kalıcı ve sağlıklı bir gelişimden söz edilemez.
Nöroetik Sorumluluk: Eğitimde sadece sonuç odaklı olmak yeterli değildir. Uygulanan yöntemin köpeğin psikolojik ve nörolojik bütünlüğüne zarar vermemesi, etik bir zorunluluktur.
Sait Emre Güneş’in ortaya koyduğu bu vizyon, köpek eğitimini teknik bir zanaat olmaktan çıkarıp, bilimsel ve felsefi bir derinliğe kavuşturuyor. “Davranış koşullandırılmaz; davranış anlaşılır” prensibiyle hareket eden bu ekol, insan-hayvan ilişkisini yeniden tanımlıyor.
yüzyılın mekanik yaklaşımları yerini, 21. yüzyılın duygusal zekâ ve empati temelli bilimsel normlarına bırakıyor. Duygu Bilimi, köpeklerin iç dünyasına açılan yeni bir kapı olarak, hem profesyonellere hem de köpek sahiplerine daha derin, etik ve sürdürülebilir bir yol haritası sunuyor.