Av. Cemal Yılmaz Boşanma Davalarında Doğru Bilinen Yanlışları Anlattı: “Mahkeme Salonunda Efsaneler Değil, Deliller Konuşur”

Tanığın boşanma davalarında önemli bir delil olabileceğini ancak tanık sayısının tek başına davanın gücünü göstermediğini belirten Yılmaz, aile içerisinde yaşanan olayların ispatında mesajlar, banka ve hastane kayıtları, kolluk tutanakları ve diğer hukuka uygun delillerin de önem taşıyabileceğini ifade etti.

Av. Cemal Yılmaz Boşanma Davalarında Doğru Bilinen Yanlışları Anlattı: “Mahkeme Salonunda Efsaneler Değil, Deliller Konuşur”
A+
A-

Boşanma davalarında kulaktan dolma bilgilerin tarafları ciddi hatalara sürükleyebildiğini belirten Avukat Cemal Yılmaz, toplumda yerleşmiş birçok inanışın hukuken doğru olmadığını söyledi. “Evi terk eden davayı kaybeder”, “Kadın mutlaka nafaka alır”, “Küçük çocuk kesin anneye verilir” ve “Aldatan eş hiçbir şey alamaz” gibi ifadelerin her dosya için geçerli hukuk kuralları olmadığını vurgulayan Yılmaz, “Hukuk, komşunun boşanma dosyasına göre işlemez. Her dosya kendi olayları ve delilleri üzerinden değerlendirilir” dedi.

Boşanmanın yalnızca evlilik birliğinin sona erdirilmesinden ibaret olmadığını ifade eden Yılmaz; velayet, nafaka, tazminat, mal rejiminin tasfiyesi, ziynet eşyaları ve aile konutu gibi pek çok meselenin aynı süreçte gündeme gelebildiğine dikkat çekti.

“Evi Terk Eden Eş Davayı Kaybeder” Düşüncesi Yanlış

Boşanma davalarında en sık karşılaştığı yanlış inanışlardan birinin ortak konuttan ayrılan eşin otomatik olarak kusurlu kabul edileceği düşüncesi olduğunu belirten Av. Cemal Yılmaz, evden ayrılmanın nedeninin önem taşıdığını söyledi.

Yılmaz, “Bir kişinin evden çıkmış olması tek başına kusurlu olduğu anlamına gelmez. Şiddete uğrayan, tehdit edilen, sürekli hakarete maruz kalan veya ortak yaşam kendisi açısından çekilmez hâle getirilen bir eşin evden ayrılmasıyla, haklı bir neden olmaksızın ortak yaşamı terk etmek aynı şekilde değerlendirilemez” ifadelerini kullandı.

Bazı durumlarda evde kalan kişinin davranışlarının diğer eşi ortak konuttan ayrılmaya zorlayabileceğini de belirten Yılmaz, boşanma dosyalarında yalnızca ilişkinin son aşamasına değil, tarafları o noktaya getiren olaylar bütününe bakılması gerektiğini kaydetti.

“Kadın Boşanınca Otomatik Olarak Nafaka Almaz”

Toplumda en fazla yanlış bilginin nafaka konusunda bulunduğunu söyleyen Yılmaz, yoksulluk nafakasının cinsiyete bağlı bir hak olmadığının altını çizdi.

“Nafaka, kadına boşanmanın karşılığında verilen bir bedel değildir. Yoksulluk nafakasında kanuni şartlara, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarına ve kusur durumuna bakılır. Şartları oluşmuşsa erkek eşin de yoksulluk nafakası istemesinin önünde hukuki bir engel yoktur” diyen Yılmaz, çocuk için ödenen iştirak nafakasının ise yoksulluk nafakasıyla karıştırılmaması gerektiğini belirtti.

İştirak nafakasının anneye veya babaya tanınmış kişisel bir ayrıcalık olmadığını ifade eden Yılmaz, bunun çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve diğer yaşam giderlerine diğer ebeveynin katılımını sağlama amacı taşıdığını söyledi.

Küçük Çocuk Mutlaka Anneye mi Verilir?

Velayet konusunda da toplumda kesin bir kural varmış gibi hareket edildiğini söyleyen Av. Cemal Yılmaz, “Küçük çocuk kesinlikle anneye verilir şeklinde bir kanun hükmü yoktur” dedi.

Mahkemenin temel ölçütünün çocuğun üstün yararı olduğunu vurgulayan Yılmaz, çocuğun yaşı ve ihtiyaçlarının yanı sıra anne ve babasıyla ilişkisi, bakım koşulları, eğitim ve sağlık ihtiyaçları, kardeşleriyle ilişkisi ve ebeveynlerin sağlayabilecekleri ortamın birlikte değerlendirilebileceğini ifade etti.

Yılmaz, velayete ilişkin yaklaşımını şu sözlerle özetledi:

“Velayet, annenin veya babanın kazandığı bir dava değildir. Merkezde anne de baba da yoktur; merkezde çocuk vardır.”

“Tapu Benim Üzerime, Eşim Hak İddia Edemez” Demeyin

Boşanmanın ekonomik sonuçları bakımından en maliyetli yanılgılardan birinin de malın kimin adına kayıtlı olduğuyla ilgili olduğunu belirten Yılmaz, tapu veya araç ruhsatındaki ismin tek başına bütün meseleyi çözmediğine dikkat çekti.

Evlilik içerisinde edinilmiş bir malın yalnızca eşlerden biri adına kayıtlı olmasının, diğer eşin mal rejiminden kaynaklanan hiçbir hakkının bulunmadığı anlamına gelmeyebileceğini belirten Yılmaz; evlilik öncesinde edinilen mallar, miras yoluyla kazanılan değerler ve kişisel mal niteliğindeki unsurlar bakımından ise farklı hukuki değerlendirmelerin gündeme geldiğini söyledi.

“‘Tapu benim üzerime, mesele bitti’ düşüncesi boşanma sürecindeki en pahalı şehir efsanelerinden biri olabilir” ifadelerini kullandı.

Aldatan Eş Gerçekten Hiçbir Şey Alamaz mı?

Av. Cemal Yılmaz, boşanma davalarındaki kusur değerlendirmesi ile mal rejiminin tasfiyesinin birbirinden ayrılması gerektiğini belirterek, sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışın kişinin mal rejiminden kaynaklanan bütün haklarını kendiliğinden ortadan kaldırmadığını söyledi.

Bununla birlikte zina veya hayata kast nedeniyle boşanmada mal rejimine ilişkin özel düzenlemelerin bulunduğunu hatırlatan Yılmaz, hâkimin kanundaki şartlar çerçevesinde kusurlu eşin artık değerdeki pay oranının azaltılmasına veya kaldırılmasına karar verebilmesinin mümkün olduğunu belirtti.

Yılmaz, “Halk arasında ‘aldatma’ denilen her olayın teknik anlamda zina olarak kabul edilmesi de doğru değildir. Hukukta iddianın adı kadar, somut olay ve bunun nasıl ispatlandığı önemlidir” dedi.

“Herkes Biliyor” Demek Mahkemede Delil Değil

Boşanma davalarında tarafların bazen çevresindeki herkesin bir olayı bilmesini yeterli gördüğünü söyleyen Yılmaz, mahkemelerin söylenti ve kanaat üzerinden karar vermediğini vurguladı.

“‘Herkes biliyor’, ‘Birinden duydum’, ‘Kesin hayatında başka biri var’ demek tek başına ispat değildir. Mahkeme dedikoduya değil, delile bakar” ifadelerini kullanan Yılmaz, özellikle tanık anlatımlarında da tanığın olayı doğrudan görüp görmediğinin önem taşıyabileceğini belirtti.

Telefon Mesajını Bulmak Davayı Kazanmak Anlamına Gelmiyor

Dijital deliller konusunda da önemli uyarılarda bulunan Av. Cemal Yılmaz, mesajların, fotoğrafların ve çeşitli dijital kayıtların boşanma dosyalarında önem taşıyabileceğini ancak bunların elde edilme yönteminin göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi.

“Bir delilin içeriği kadar nasıl elde edildiği de önemlidir. Delil elde edeceğim düşüncesiyle hukuka aykırı yöntemlere başvurmak kişiyi başka hukuki sorunlarla karşı karşıya bırakabilir” diyen Yılmaz, boşanma sürecindeki tarafların özellikle özel hayatın gizliliği ve kişisel veriler konusunda dikkatli davranması gerektiğini ifade etti.

Davayı İlk Açan Taraf Avantajlı mı?

“Boşanma davasını önce açarsam avantajlı olurum” düşüncesinin de hukuki bir temeli olmadığını belirten Yılmaz, “Adliyeye önce ulaşana madalya verilmiyor” sözleriyle bu inanışa dikkat çekti.

Mahkeme bakımından esas olanın davayı kimin birkaç gün önce açtığı değil, ileri sürülen vakıalar ve bunların ispatı olduğunu ifade eden Yılmaz, diğer eşin de koşulları varsa karşı dava açarak kendi iddia ve taleplerini mahkeme önüne taşıyabileceğini söyledi.

“Ben İmza Vermiyorum, Benden Boşanamazsın” Sözü Hukuken Geçerli mi?

Boşanma tartışmalarında sık kullanılan bu ifadenin de yanlış anlaşıldığını belirten Yılmaz, anlaşmalı boşanma ile çekişmeli boşanmanın birbirinden ayrılması gerektiğini söyledi.

“Anlaşmalı boşanma için tarafların boşanma ve sonuçları konusunda anlaşması gerekir. Ancak bir eşin boşanmak istememesi, diğer eşin hiçbir şekilde boşanamayacağı anlamına gelmez. Hukuki boşanma sebebi mevcutsa ve mahkemede ispatlanabiliyorsa çekişmeli boşanma sonucunda diğer eş istemese de boşanma kararı verilebilir” dedi.

Yılmaz, bu nedenle boşanma hakkının diğer eşin atacağı bir imzaya bağlı olmadığını ifade etti.

Anlaşmalı Boşanma Her Zaman Tek Celsede Bitmeyebilir

Anlaşmalı boşanmanın genellikle çekişmeli davalara kıyasla daha hızlı ilerlediğini belirten Av. Cemal Yılmaz, bunun “Her anlaşmalı boşanma kesinlikle tek celsede biter” şeklinde anlaşılmaması gerektiğini söyledi.

Tarafların boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu konusunda anlaşmasının önemine dikkat çeken Yılmaz, duruşmada anlaşmadan vazgeçilmesi veya hazırlanan protokolde sorun bulunması hâlinde sürecin farklılaşabileceğini kaydetti.

Özellikle taşınmaz, araç, ziynet eşyası, nafaka, tazminat veya çocukların bulunduğu evliliklerde internetten bulunan standart protokollerin bilinçsizce kullanılmasının ileride yeni uyuşmazlıklara neden olabileceğini belirten Yılmaz:

“Bazen boşanmak kolaydır. Asıl mesele, boşandıktan sonra geride hangi hukuki sorunların kaldığıdır” dedi.

Çocuğu Göstermeyen Eş Velayeti Hemen Kaybeder mi?

Çocuğun diğer ebeveyniyle kişisel ilişkisinin sürekli ve haklı bir neden olmaksızın engellenmesinin ciddi sonuçları olabileceğini belirten Yılmaz, buna rağmen velayetin kendiliğinden el değiştirmediğine dikkat çekti.

Mahkemenin yine çocuğun üstün yararı üzerinden değerlendirme yapacağını ifade eden Yılmaz, “Boşanma, anne ile baba arasındaki evlilik ilişkisini sona erdirir. Çocuğun annesiyle veya babasıyla olan bağını sona erdirmez. Çocuğu eşler arasındaki hesaplaşmanın aracı hâline getirmek yapılabilecek en ağır hatalardan biridir” diye konuştu.

“Ne Kadar Çok Tanık, O Kadar Güçlü Dava” Anlayışı da Yanlış

Tanığın boşanma davalarında önemli bir delil olabileceğini ancak tanık sayısının tek başına davanın gücünü göstermediğini belirten Yılmaz, aile içerisinde yaşanan olayların ispatında mesajlar, banka ve hastane kayıtları, kolluk tutanakları ve diğer hukuka uygun delillerin de önem taşıyabileceğini ifade etti.

“Beş kişinin ‘Bana böyle anlattı’ demesi yerine olayı bizzat gören bir kişinin anlatımı çok daha değerli olabilir. Tanık konusunda sayıdan ziyade anlatımın hangi bilgiye dayandığı önemlidir” dedi.

Av. Cemal Yılmaz: “Hukuk, Komşunun Dosyasına Göre İşlemez”

Boşanma sürecindeki kişilerin kendi dosyalarını çevrelerindeki boşanma örnekleriyle kıyaslamasının ciddi hatalara yol açabileceğini söyleyen Av. Cemal Yılmaz, her evliliğin ve dolayısıyla her boşanma dosyasının kendine özgü olduğunu vurguladı.

Yılmaz değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı:

“Meslek hayatımızda ‘Benim arkadaşım da boşandı’, ‘Kuzenimin çocuğunu anneye verdiler’, ‘Komşumuz şu kadar nafaka aldı’ gibi cümleleri çok sık duyuyoruz. Fakat başka bir kişinin dosyasında verilen karar sizin dosyanızın sonucunu belirlemez.

Çünkü olaylar, deliller, ekonomik koşullar ve tarafların hukuki durumları değişir.”

“Boşanma davalarında asıl mesele kimin daha çok konuştuğu veya çevrenin kimi haklı gördüğü değildir. Hangi olayın gerçekleştiği, bunun hangi hukuka uygun delille ortaya konulabildiği ve kanunun o olaya hangi sonucu bağladığıdır. Boşanma hukukunda şehir efsaneleri çoktur; fakat mahkeme salonunda efsaneler değil, hukuk ve deliller konuşur.”

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.